TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası ve Makina Mühendisleri Odası İzmir Şubeleri tarafından düzenlenen “8. İzmir Rüzgâr Sempozyumu’na Doğru: Ekonomi, Teknoloji ve Gelecek” başlıklı etkinlik, 29 Kasım 2025 tarihinde İzmir’de gerçekleştirilmiştir. Seminer; “Ekonomik Şoklara Dirençli Bir Sektör Oluşturmak” ve “Rüzgârın Ötesinde: Gelecek…” başlıklı iki ana oturumda düzenlenmiş, üniversitelerden, kamu kurumlarından, özel sektörden, finans kuruluşlarından ve uzman kurumlardan konuşmacıların katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Etkinlik kapsamında rüzgâr enerjisinin küresel ekonomik dönüşüm içindeki yeri, sektörün karşı karşıya olduğu yapısal sorunlar, finansman mekanizmaları, deniz üstü rüzgâr enerjisi, hukuki ve mekânsal planlama boyutları ile dijitalleşme ve enerji depolama başlıkları ele alınmış; sunumlar ve tartışmalar yoluyla rüzgâr enerjisinin Türkiye’nin geleceği açısından taşıdığı stratejik önem çok boyutlu biçimde değerlendirilmiştir.

Seminerde yapılan açılış konuşmaları ve oturum değerlendirmelerinde, yenilenebilir enerji dönüşümünün artık bir “tercih” değil, kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu vurgulanmıştır. Yerli üretim kapasitesi ile nitelikli insan kaynağının stratejik önemi özellikle öne çıkarılmış; “yerli üretim – nitelikli iş gücü” ihtiyacının altı çizilerek yenilenebilir enerjinin Türkiye için vazgeçilmez bir unsur olduğu ifade edilmiştir. Yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşılabilmesi için çok paydaşlı bir yaklaşımın zorunlu olduğu; kamu, özel sektör, akademi ve finans kuruluşlarını kapsayan bir ekosistem anlayışıyla hareket edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yenilenebilir enerjinin, kısa vadeli politikalarla değil, uzun vadeli stratejik bir hedef olarak ele alınmasının gerekliliği vurgulanmıştır.

Dünyanın çok kutuplu bir yapıya evrildiği, özellikle Asya merkezli ülkelerin bilimsel üretim, teknoloji geliştirme ve kritik hammaddeler alanında belirgin bir üstünlük sağladığı belirtilmiştir. Bu dönüşümle birlikte küresel lojistik yapılarının da köklü biçimde değişeceği vurgulanmıştır. İzmir’in, nitelikli iş gücünün yetiştirilmesine uygun altyapısı ve liman olanakları sayesinde rüzgâr enerjisi yatırımları açısından stratejik bir konuma sahip olduğu değerlendirilmiştir.

Rüzgâr enerjisi ekosistemi bağlamında; kritik hammadde ve bileşenlerde olası arz krizleri, enerji kısıtları, fiyat şokları ve ticaret savaşlarının tedarik zinciri üzerindeki etkileri gündeme getirilmiştir. Çok kutuplu dünya düzeninin lojistik ve üretim stratejilerinde köklü değişimleri beraberinde getirdiği ifade edilmiştir. OEM’lerin büyük ölçüde yurt dışında konumlanması, düşük kârlılık, yüksek işçilik maliyetleri, yüksek faiz ortamı, korumacı politikalar ve öngörülemeyen teşvik mekanizmalarının sektörü zorladığı ifade edilmiştir. Bu nedenle enerji ve sanayi politikalarının uzun vadeli, öngörülebilir ve istikrarlı bir teşvik perspektifiyle kurgulanması gerektiği vurgulanmıştır.

Seminerde yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin rüzgâr enerjisi alanındaki güçlü ve zayıf yönleri ile fırsat ve tehditleri ortaya konmuştur. Mühendislik altyapısı, niceliksel iş gücü, stratejik coğrafi konum ve yerlilik destekleri güçlü yönler olarak öne çıkarken; nitelikli eleman eksikliği, finansmana erişim zorlukları, döviz kuru riski ve rekabetçilik zayıf yönler arasında değerlendirilmiştir. İthal girdilerin azaltılması, yerli ve yenilenebilir enerjiye dayalı üretimin artırılması ve uzun vadeli enerji arz güvenliği önemli fırsatlar olarak görülürken; Çin kaynaklı rekabet baskısı, korumacı yaklaşımlar ve kaybedilen iş alanları başlıca tehditler arasında sayılmıştır. Olumsuz finansman koşullarına rağmen Türkiye’de yüksek yerlilik oranlarıyla türbin bileşenlerinin üretilebildiği, bunun sektör açısından önemli bir eşik olduğu ifade edilmiştir.

Deniz üstü rüzgâr enerjisi özelinde çevresel ve kurumsal çerçeve ele alınmıştır. Deniz alanlarında konumsal planlama, denizel ekosistemler üzerindeki etkiler ve yetki–otorite tanımlarının netleştirilmesinin önemi vurgulanmış; deniz mekânsal planlama yaklaşımlarının offshore rüzgâr projeleri için kritik olduğu belirtilmiştir. Deniz üstü rüzgâr altyapısında belirsizlik ve validasyon konularına dikkat çekilmiş; İzmir ölçeğinde yürütülen ölçüm çalışmaları sayesinde uzun dönemli veri setlerindeki belirsizliklerin önemli ölçüde azaltılabildiği ifade edilmiştir.

Enerji depolama başlığında, depolama sistemlerinde degradasyon, boyutlandırma, güvenlik ve mevzuat konularının kritik öneme sahip olduğu vurgulanmış; batarya teknolojilerinde boyutlandırma ile degradasyon arasındaki ilişkinin sistem performansı ve ömrü açısından belirleyici olduğu belirtilmiştir. Dijital dönüşüm ve operasyonel süreklilik temasında ise dijitalleşmenin yalnızca teknoloji yatırımı değil, aynı zamanda insan ve kurum kültürünün dönüşümü olduğu ifade edilmiş; olağanüstü durumlarda dahi operasyonel sürekliliği sağlayan merkezi ve sensör tabanlı sistemlerin önemi vurgulanmıştır.

Seminer sonunda aşağıdaki tespit ve önerilerin kamuoyuyla paylaşılmasına karar verilmiştir:

• Rüzgâr enerjisi, yalnızca çevresel bir tercih değil; ekonomik bağımsızlık, sanayi gelişimi ve teknolojik egemenlik açısından stratejik bir alandır. Enerji politikaları, sanayi ve kalkınma politikalarından bağımsız olarak ele alınmamalıdır.

• Rüzgâr santrallerinde kullanılan ekipmanlarda dışa bağımlılık devam etmektedir. Mevcut teşvik mekanizmaları, yerli üretimi ve mühendislik birikimini geliştirmek açısından yetersizdir. Bilimsel temellere dayanan, uzun vadeli ve gerçekçi yerlilik politikaları oluşturulmalı; Ar-Ge yatırımları enerji politikalarının ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir.

• Yenilenebilir enerji yatırımlarının sürdürülebilirliği, finansman yapılarının öngörülebilir ve istikrarlı olmasına bağlıdır. YEKDEM ve YEKA mekanizmaları uzun vadeli ve kamusal kazanımları önceleyen bir perspektifle yeniden değerlendirilmelidir.

• Deniz üstü rüzgâr enerjisi, Türkiye için yeni bir sanayi ve teknoloji alanı yaratma potansiyeline sahiptir. Bu alandaki bilimsel çalışmalar desteklenmeli; elde edilen veriler kamu yararı doğrultusunda yatırım süreçlerine entegre edilmelidir. Türkiye, bu alanda yalnızca teknoloji ithal eden değil, bilgi üreten ve yön veren bir ülke olmayı hedeflemelidir.

• Rüzgâr enerjisi projelerinin planlama sürecinde merkezi, bütüncül ve bilimsel bir yaklaşım benimsenmelidir. Özellikle deniz üstü rüzgâr yatırımları açısından Deniz Mekânsal Planlaması çalışmaları gecikmeksizin hayata geçirilmelidir. Enerji yatırımları, ekosistem temelli, kamu yararını gözeten ve hukuki öngörülebilirliği esas alan bir çerçeveye kavuşturulmalıdır.

• Rüzgâr santrallerinin projelendirme sürecinde en kritik aşamalardan biri olan rüzgâr ölçümü, yüksek teknik standartlarla yürütülmelidir. Ölçüm belirsizlikleri, yatırımın tüm ömrü boyunca sürecek üretim kayıplarına yol açabilmektedir. Uzaktan algılama teknolojileri ve ileri ölçüm yöntemleri yaygınlaştırılmalı; bu alandaki bilimsel kapasite desteklenmelidir.

• Enerji yatırımları, çevresel ve toplumsal etkileri dikkate alınmadan hayata geçirilmemelidir. Çevresel Etki Değerlendirme süreçleri kâğıt üzerinde kalan formaliteler olmaktan çıkarılmalı; bağımsız, bilimsel ve kamu yararını gözeten bir yapıya kavuşturulmalıdır. Yerel halkın katılımı sağlanmalı, projeler toplumsal rıza temelinde geliştirilmelidir.

• Mevzuatta sık yapılan ve öngörülemez değişiklikler hem yatırımcıyı hem de yurttaşları mağdur etmektedir. Enerji politikaları kısa vadeli düzenlemelerle değil, uzun vadeli bir planlama anlayışıyla yürütülmelidir. Hukuki istikrar, enerji dönüşümünün temel koşullarından biridir.

• Yenilenebilir enerji potansiyeli değerlendirilirken yalnızca teknik ve ekonomik kapasite değil; sosyal, çevresel ve mekânsal etkiler de hesaba katılmalıdır. “Ekonomik ve sosyal olarak kullanılabilir kapasite” anlayışı benimsenmeli; enerji politikaları çok boyutlu bir perspektifle oluşturulmalıdır.

8. İzmir Rüzgâr Sempozyumu’na Doğru: Ekonomi, Teknoloji ve Gelecek Semineri enerji verimliliğinin teknik, ekonomik, çevresel ve toplumsal boyutlarının birlikte ele alındığı; kamuculuk ve mühendislik temelli çözüm önerilerinin geliştirildiği önemli bir buluşma platformu olmuştur. Seminerde enerji verimliliğinin ülkemiz için vazgeçilmez bir politika alanı olduğu ve bu alanda kamusal planlama ile nitelikli mühendislik hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiği görüş birliğiyle benimsenmiştir.

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası ve Makina Mühendisleri Odası, meslektaşlarının gelişimi, kamu yararı ve yaşanabilir bir gelecek için enerji verimliliği alanındaki çalışmalarını kararlılıkla sürdürecektir.